Hem kelimeleri hem de fırçayı ustalıkla kullanan Bozkuş, sadece satır aralarında değil, ürettiği gravür, yağlıboya ve pastel çalışmalarında da insanın ve zamanın izini sürüyor.
Hem yürüyen bir tarih niteliğindeki akademik hafızası hem de estetik vizyonuyla öne çıkan usta kalemle, pazar kahvesi tadında, kısa ama zamana meydan okuyan, nokta atışı bir sohbet gerçekleştirdik.
”Geçmişi Yeniden Yaşamak Geleceğe Umutla Bakmaktır”
- Sizce geçmiş neden geçmez?İbrahim Bozkuş: Geçmiş aslında geçer de… Geçmişi yeniden yaşamak, geleceğe daha iyi, daha umutla bakmak demektir. Onun için geçmez. Yani nostalji dediğimiz kavram, aslında geçmişin bir öznesidir.
- Edebiyat hafızayı kurtarabilir mi?İbrahim Bozkuş: Elbette kurtarır. Çünkü edebiyat, sanat kollarından birisidir. Sanatla uğraşan zihinler kolay kolay yaşlanmazlar, kendilerini kaybetmezler. Onun için hafıza açısından edebiyat çok önemli bir anahtardır.
”İnsan Ekonomik Darboğazda Sıkıştı”
- Bugünün dünyasında insan nerede sıkıştı?İbrahim Bozkuş: Bugünün dünyasında sıkışan temel neden; toplumların ekonomik açıdan darboğaza düşmüş olmaları ve bunun getirmiş olduğu sıkıntılarla sorunların aşılamamış olmasından kaynaklanıyor.
- Taşra mı, şehir mi sizi daha çok besliyor?İbrahim Bozkuş: Aslında şehirlerin durumlarına bağlı… Batı’daki birçok şehirde insan kendisini daha özgür, insani değerlere daha yakın hissedebilirken; bazı kentlerde ise insan, kendisini yaşamdan soğutan bir çevreyle karşılaşmış oluyor. Bu yüzden yaşamaktan vazgeçip kendisini daha çok çevreye yönlendirme gereksinimi duyuyor.
”Her Yazının Bir Kompozisyonu Vardır”
- Sizce bir metnin de rengi ya da kompozisyonu var mıdır?İbrahim Bozkuş: Aslında her konuşmanın, her şeyin, her yazının bir kompozisyonu vardır. Ancak insan bu kompozisyonu o anki davranış biçimiyle ya da söylem biçimiyle gerçekleştirir. Çünkü söylenmiş olan sözcüklerin bir araya gelmiş olması bile kendi içlerinde bir kompozisyon teşkil eder.
- Son olarak; gözünüzü kapattığınızda bu çağın imgesi olarak neyi düşünüyorsunuz?İbrahim Bozkuş: Bu çağın imgesi olarak; bilişimin bu kadar çok gelişmiş olmasının karşısında insanların şaşkınlığını düşünüyorum.
Röportaj bittiğinde İbrahim Hoca, sanki az önce o derin felsefi cümleleri kuran kendisi değilmişçesine tebessüm ediyordu. Masadaki kahvelerimiz soğumuştu ama dijital çağın şaşkınlığını konuşurken arkamızda yükselen o yeşil ağacın huzuru, hocanın anlattığı “geçmişin umut veren nostaljisi” gibiydi. Kayıt cihazını kapattıktan sonra fotoğrafını çekmek için izin istediğimde, “Bence yeşilin önü iyi” diyerek doğanın o eşsiz kompozisyonunu yine bir sanatçı gözüyle seçti. Kelimelerle resim yapan, renklerle hikayeler anlatan bir bilgenin yanından, ceplerimde zamana ve hafızaya dair yepyeni sorularla ayrıldım.
