Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
İsabel İlgen
İsabel İlgen

FACE YOGA VE FACE GYM GERÇEKTEN FAYDALI MI, YOKSA YENİ NESİL BİR YANILGI MI?

Son dönemde sosyal medyada en sık karşıma çıkan güzellik akımlarından biri “face yoga” ve “face gym” içerikleri. Sabah rutinlerinde yüzüne masaj yapanlar, yanak kaldırma hareketleri gösterenler, çene hattını belirginleştirdiğini iddia edenler, hatta birkaç haftada “ameliyatsız lifting etkisi” vaat edenler…

Özellikle doğal görünüm trendinin yükselmesiyle birlikte insanlar artık daha az filtreli, daha sağlıklı ve daha canlı görünmenin yollarını arıyor. Bu da yüz egzersizlerine olan ilgiyi ciddi şekilde artırmış durumda.

Peki gerçekten yüz egzersizleri işe yarıyor mu?

Aslında bu sorunun cevabı tek kelimeyle verilebilecek kadar basit değil.

Yüzümüzde çok sayıda kas bulunuyor ve bu kaslar yaş alma sürecinden etkileniyor. Bu nedenle belirli egzersizlerin dolaşımı artırması, ödem görünümünü azaltması veya bazı bölgelerde daha canlı bir ifade oluşturması mümkün olabilir. Zaten bu konuda yapılmış bazı bilimsel çalışmalar da mevcut. Düzenli yüz egzersizlerinin belirli kas gruplarında hafif toparlanma sağlayabileceğini söyleyen araştırmalar var.

Ancak burada çok önemli bir çizgi bulunuyor:

Bilimsel tarafta hâlâ çok güçlü ve kesin veriler yok.

Yani sosyal medyada anlatıldığı gibi “yüz yogasıyla zamanı geri çevirmek”, “kırışıklıkları tamamen yok etmek” ya da “botoks etkisi yaratmak” gibi iddiaların bilimsel karşılığı şu an için oldukça tartışmalı.

Benim bu konudaki asıl çekincem ise başka bir noktada başlıyor.

Bugün sosyal medyada neredeyse herkes birkaç kısa eğitim aldıktan sonra “face yoga eğitmeni”, “yüz şekillendirme uzmanı” ya da “face gym koçu” olarak içerik üretmeye başladı. Üstelik çoğu zaman bu kişilerin ciddi bir anatomi bilgisi bulunmuyor.

Oysa yüz; rastgele hareketlerle çalıştırılacak bir bölge değil.

Yüzümüzde birbirine bağlı çalışan kas grupları, bağ dokuları, lenf sistemi ve oldukça hassas bir deri yapısı bulunuyor. Hangi kasın hangi yönde çalıştığını bilmeden yapılan agresif hareketler, uzun vadede faydadan çok zarar verebilir.

Son zamanlarda özellikle sosyal medyada insanların yüzlerini dakikalarca çekiştirdiği videolar görüyoruz. Sürekli aşağı doğru baskı uygulanan hareketler, sert masajlar, yoğun mimik tekrarları ya da bilinçsizce yapılan yüz egzersizleri bazı kişilerde ince çizgilerin belirginleşmesine, elastikiyet kaybına ve hatta sarkma görünümünün artmasına neden olabilir.

Açık konuşmak gerekirse, bu alanda gerçekten yüz anatomisini bilen kişi sayısının çok az olduğunu düşünüyorum.

Belki yüz kişiden biri gerçekten kas gruplarını, doku yapısını ve yaş alma mekanizmasını doğru analiz ederek eğitim verebilecek bilgiye sahiptir. Çünkü yüz anatomisi birkaç saatlik kurslarla öğrenilebilecek kadar basit bir konu değil.

Bugün birçok insan yalnızca sosyal medyada izlediği videoları tekrar ederek kendi yüzüne uygulama yapıyor. İşte tam da bu noktada risk başlıyor.

Çünkü herkesin yüz yapısı farklıdır. Kas yoğunluğu, deri kalitesi, elastikiyet seviyesi, mimik alışkanlıkları ve yaş alma şekli kişiden kişiye değişir. Bir kişide işe yarıyor gibi görünen bir hareket, başka bir kişide tam tersine kırışıklığı artırabilir.

Özellikle genç kullanıcılar arasında “ne kadar fazla hareket, o kadar iyi sonuç” gibi yanlış bir algı oluştuğunu görüyorum. Oysa cilt bazen fazla manipülasyondan hoşlanmaz. Sürekli baskı, çekiştirme ve yanlış yönlü hareketler hassas dokuları zaman içinde yorabilir.

Tabii burada her şeyi tamamen yanlış ilan etmek de doğru olmaz.

Doğru tekniklerle, kontrollü şekilde yapılan bazı yüz egzersizleri kişiye daha dinlenmiş bir ifade verebilir. Özellikle çene sıkma alışkanlığı olan, yüz kaslarını sürekli gergin kullanan veya ödem problemi yaşayan kişilerde rahatlatıcı etkiler görülebiliyor.

Fakat bunu mucizevi bir gençleşme yöntemi gibi sunmak gerçekçi değil.

Çünkü yaş alma süreci yalnızca kaslarla ilgili değildir. Kollajen kaybı, elastikiyet azalması, kemik yapısındaki değişimler, yağ dokularının yer değiştirmesi, stres, uyku düzeni, beslenme ve güneş hasarı bu sürecin tamamını etkiler.

Kendi klinik pratiğimde de en net gördüğüm şey şu:

Cilt kalitesi tek bir trendle açıklanabilecek bir konu değil. İnsanlar bazen yalnızca sosyal medyada gördükleri yöntemlerle tüm yaş alma sürecini durdurabileceklerini düşünüyor. Oysa cilt sağlığı çok daha bütünsel değerlendirilmesi gereken bir alan.

Bence bugün en büyük problem, bilgi kirliliğinin uzmanlığın önüne geçmiş olması.

Sosyal medyada en çok izlenen kişi her zaman en doğru bilgiyi veren kişi olmayabiliyor. Özellikle yüz anatomisi gibi hassas bir konuda insanlar yalnızca viral videolara güvenerek hareket etmemeli.

Çünkü bazen “doğal yöntem” adı altında yapılan bilinçsiz uygulamalar, uzun vadede cilde hiç de doğal olmayan zararlar verebiliyor.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER