Kafatasında beyni koruyan yeni bağışıklık yapısı keşfedildi
Kafatası kemik iliğinde, beynin hastalıklara karşı savunmasına katkı sağlayabilecek özel bağışıklık yapıları bulundu. Fareler üzerinde yürütülen deneyler, bu merkezlerin beyin tümörlerine karşı verilen erken bağışıklık yanıtında rol oynadığını gösterdi.
Keşif, kafatasının yalnızca beyni darbelere karşı koruyan fiziksel bir yapı olmadığını ortaya koyuyor. Kafatası kemik iliğinin, beyinden gelen sinyalleri algılayarak bölgesel bir savunma yanıtı hazırlayabildiği düşünülüyor.
Beyin ile kafatası arasında doğrudan bağlantı bulundu
Beyin dokusundan başlayan küçük kanallar, beynin dış koruyucu zarı olan dura materden geçerek kafatasına ulaşıyor. Yeni incelemelerde bu kanalların yalnızca hücre geçişi sağlamadığı, moleküler iletişimde de görev aldığı görüldü.
Floresan işaretleyicilerle izlenen moleküllerin nöronlardan kafatası kemik iliğine kadar hareket ettiği belirlendi. Moleküllerin ulaştığı bölgelerde bağışıklık hücrelerinin bir araya geldiği düzenli yapılar tespit edildi.
Bu merkezler, lenf düğümlerindeki germinal yapılara benzer özellikler taşıyor. Bağışıklık sisteminin önemli parçalarından olan B hücreleri bu bölgelerde çoğalıyor ve belirli tehditlere karşı yanıt vermeye hazırlanıyor.
Kafatasındaki yapılar savunmayı hızlandırabilir
Beyin ile vücudun geri kalanındaki bağışıklık sisteminin uzun yıllar büyük ölçüde birbirinden ayrı çalıştığı düşünülüyordu. Yeni bulgular, iki sistem arasındaki ilişkinin sanılandan daha güçlü olabileceğini gösteriyor.
Kafatasındaki bağışıklık merkezleri, vücudun uzak bölgelerinden hücre gelmesini beklemeden beyne yakın bir noktada harekete geçebilir. Bu yapıların konumu, onları beyin için yerel bir savunma hattı haline getirebilir.
Sağlıklı kemik iliğinde bu tür organize merkezlerin daha önce görülmemiş olması da keşfin dikkat çeken yönleri arasında bulunuyor.
Beyin tümörü bulunan farelerde test edildi
Yapıların işlevini belirlemek amacıyla glioma geliştirilen fareler üzerinde deneyler yapıldı. Glioma, beyin ve sinir sistemi hücrelerinden gelişen ciddi bir tümör türü olarak biliniyor.
Farelerin kafa derisinin altına, bağışıklık yanıtını güçlendiren veya baskılayan maddeler içeren özel bir hidrojel uygulandı. Böylece kafatasındaki lenfoid yapıların çalışması dışarıdan değiştirildi.
Bağışıklık merkezlerinin faaliyetinin baskılandığı farelerde tümör daha hızlı ilerledi. Bu gruptaki hayvanların yaşam süresi de kontrol grubuna kıyasla kısaldı.
Üç farklı bağışıklık güçlendirici proteinin kullanıldığı farelerde ise daha kuvvetli bir savunma yanıtı gelişti. Tümörle mücadele güçlenirken yaşam süresinde belirgin artış görüldü.
İnsanlarda henüz doğrudan gösterilmedi
Keşfedilen yapıların varlığı şu ana kadar farelerde doğrulandı. Aynı merkezlerin insan kafatasında bulunduğu henüz kesin biçimde ortaya konmadı.
İnsan kafatası kemik iliğinde daha önce foliküler T hücrelerinin tespit edilmiş olması, benzer bir sistemin insanlarda da bulunabileceğine işaret ediyor. Ancak bu bulgu tek başına yapının varlığını kanıtlamıyor.
Farelerde elde edilen sonuçların doğrudan insanlara uygulanması mümkün değil. Mekanizmanın insan vücudundaki işleyişini anlamak için yeni laboratuvar ve klinik araştırmalara ihtiyaç bulunuyor.
Yeni bir organ mı keşfedildi?
Bulgular bazı değerlendirmelerde “yeni bir bağışıklık organı” olarak tanımlansa da mevcut aşamada en doğru ifade, kafatası kemik iliğinde keşfedilen özel lenfoid yapılar olarak öne çıkıyor.
İnsanlarda aynı şekilde çalışan bağımsız bir organ bulunduğu henüz kanıtlanmış değil. Yapıların sınırlarının, hücresel özelliklerinin ve farklı hastalıklardaki görevlerinin ayrıntılı biçimde incelenmesi gerekiyor.
Beyin tümörü tedavilerinde yeni yol açabilir
Bağışıklık merkezlerinin insanlarda doğrulanması halinde beyin tümörlerine karşı yeni tedavi yöntemleri araştırılabilir. Bu yapıların kafa derisinin altından uygulanacak yöntemlerle hedeflenebilmesi, beyin ameliyatına göre daha az girişimsel seçeneklerin geliştirilmesini sağlayabilir.
Araştırma henüz yeni bir tedavinin bulunduğu anlamına gelmiyor. Çalışmanın önemi, beynin bağışıklık savunmasının daha önce bilinmeyen bir bölümünü ortaya çıkarmasından kaynaklanıyor.
Kafatasındaki bu sistemin Alzheimer ve Parkinson gibi nörolojik hastalıklarda oynadığı rol de ilerleyen araştırmalarda incelenebilir.
