Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Dr. Ender Saraç
Dr. Ender Saraç

ŞEKER İSTEĞİ GERÇEKTEN AÇLIK MI? TATLI KRİZLERİNİ NASIL YÖNETMELİYİZ?

Sevgili Gazete Pazar okurları,

Bu hafta çok sık karşılaştığım bir konudan söz etmek istiyorum: Tatlı isteği.

“Hocam, özellikle akşamları çok tatlı istiyorum”, “Çikolata yemeden duramıyorum”, “Diyet yapıyorum ama tatlı krizine giriyorum” gibi cümleleri yıllardır çok duyuyorum.

Öncelikle şunu söylemek istiyorum: Tatlı istemek her zaman gerçek açlık anlamına gelmeyebilir.

Bazen stresli olduğumuzda, bazen günlük beslenme düzenimiz bozulduğunda, bazen de uzun süre kendimizi çok fazla kısıtladığımızda tatlı isteğimiz artabiliyor. Özellikle çikolata isteği stresli dönemlerde daha belirgin olabiliyor.

Ben tatlıyı hayatımızdan tamamen çıkarmaktan yana değilim.

Ben de tatlıyı severim.

Ancak ne zaman yediğiniz, ne kadar yediğiniz ve nasıl bir tatlı tercih ettiğiniz çok önemli.

TATLIYI TAMAMEN YASAKLAMAYIN

Sağlıklı beslenme denildiğinde bazen çok keskin yasaklarla karşılaşıyoruz.

“Hiç tatlı yemeyeceksin.”

“Hiç ekmek yemeyeceksin.”

“Karbonhidratı tamamen keseceksin.”

Ben bu kadar sert yaklaşımları doğru bulmuyorum.

Karbonhidratın tamamen dışlandığı çok ağır beslenme programları bir süre sonra kişiyi zorlayabiliyor. İnsan kendisini sürekli mahrum hissettiğinde bu kez hamur işi veya tatlı isteği çok daha güçlü şekilde geri dönebiliyor.

Benim yaklaşımım yasaklamak değil, kontrol etmektir.

Tatlı yiyebilirsiniz ama her gün, her öğünden sonra ve ölçüsüz biçimde değil.

Ben de zaman zaman tatlı tüketiyorum. Ancak miktarına dikkat ediyorum ve diğer karbonhidratlarla dengelemeye çalışıyorum.

TOK KARNINA TATLI YEMEYİN

Ben yıllardır özellikle üzerinde durduğum bir şeyi yeniden hatırlatmak istiyorum:

Tok karnına tatlı yemeyi doğru bulmuyorum.

Güzel bir öğün yediniz, ardından hemen tatlı geldi. Bizim kültürümüzde bu çok sık yapılan bir şey.

Ben tatlıyı veya şekerli meyveleri ana öğünün hemen arkasına koymak yerine ayrı bir zamanda, daha kontrollü bir şekilde tüketmeyi tercih ediyorum.

Kendi günlük yaşamımda da tatlı veya meyveyi daha çok ara öğünlerde tüketmeye dikkat ediyorum.

Tatlı yiyecekseniz porsiyonu küçük tutun.

Sütlü tatlılar, fırınlanmış meyveler veya yanında ceviz, badem, fındık gibi seçenekler tercih edilebilir.

Mesele tatlıyı hayatımızdan silmek değil, tatlıyla ilişkimizi değiştirmek.

GÜNE NASIL BAŞLADIĞINIZA BAKIN

Tatlı isteğini konuşurken sadece tatlıya bakmak yeterli değil.

Günün geri kalanında nasıl beslendiğinize de bakmanız gerekiyor.

Ben kahvaltıya çok önem veriyorum.

Kahvaltının hamur işleri, simitler, poğaçalar ve böreklerle değil; daha çok protein ağırlıklı yapılmasını tercih ediyorum.

Yumurta, uygun miktarda peynir, bol yeşillik, zeytinyağı ve bir miktar tam tahıllı ekmek çok daha dengeli bir başlangıç olabilir.

Çünkü gün boyunca ağırlıklı olarak hamur işi ve karbonhidratla beslenip ardından “Neden sürekli tatlı istiyorum?” demek doğru bir yaklaşım değil.

Önce bütün beslenme düzeninize bakın.

GERÇEKTEN AÇ MISINIZ?

Tatlı istediğiniz anda kendinize küçük bir soru sorun:

“Ben gerçekten aç mıyım, yoksa yalnızca tatlı mı istiyorum?”

Gerçekten açsanız önünüze sağlıklı bir ana öğün geldiğinde de yemek istersiniz.

Ama tok olduğunuz halde yalnızca çikolata, pasta veya başka bir tatlı arıyorsanız burada alışkanlık, stres veya keyif isteği de devreye girmiş olabilir.

Bazen insanın ihtiyacı yemek değildir.

Günün yoğunluğundan biraz uzaklaşmak, hareket etmek veya zihnini başka bir şeye yönlendirmek de gerekebilir.

Ben beden ve ruhu hiçbir zaman birbirinden tamamen ayrı değerlendirmiyorum. İnsan yalnızca ne yediğinden ibaret değildir. Günlük yaşamımızdaki stres ve ruhsal durumumuz da yeme davranışımızla iç içe olabilir.

ŞEKERLE SAVAŞMAK YERİNE DENGEYİ ÖĞRENİN

Ben sağlıklı yaşam konusunda hep aynı noktaya dönüyorum:

Denge.

Bir dilim tatlı yediğiniz için bütün sağlıklı beslenme düzeniniz bozulmaz.

Ama her gün kontrolsüz bir şekilde şekerli, hamurlu ve işlenmiş yiyeceklere yönelmek de sağlıklı bir alışkanlık değildir.

Tatlıyı ödül haline getirmeyin.

Üzüldüğünüzde tatlı, sevindiğinizde tatlı, yorulduğunuzda tatlı, yemekten sonra tatlı…

Böyle olduğunda tatlı artık küçük bir keyif olmaktan çıkıp günlük alışkanlığın parçası haline geliyor.

Ben tatlıyı seviyorum ama kontrollü yiyorum.

Bazen insanın canı güzel bir tatlı isteyebilir. Yiyin, keyfini çıkarın ama miktarını bilin.

Sonrasında kaldığınız yerden sağlıklı beslenmeye devam edin.

Sağlıklı yaşam kendimizi cezalandırmak değildir.

Ne yediğimizi bilmek, bedenimizi tanımak ve ölçüyü kaybetmemektir.

Tatlı kriziniz geldiğinde önce gerçekten aç olup olmadığınızı düşünün.

Sonra gün içinde ne yediğinize bakın.

Ve en önemlisi, tatlıyı yasak bir düşman haline getirmek yerine onu kontrollü tüketmeyi öğrenin.

Çünkü mesele tek bir yiyecek değil; yaşam biçimimizin bütünüdür.

Sağlıkla ve sevgiyle kalın.

Dr. Ender Saraç

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER