Sevgili Gazete Pazar okurları,
Bu hafta sizlerle benim için çok özel bir gelişmeyi paylaşmak istiyorum. Uzun yıllardır üzerinde çalıştığım, eğitimini aldığım ve hekimlik hayatımda önemli bir yer verdiğim Ayurveda konusunda Türkiye’de yeni bir adım attık. Ayurveda Derneğimizin kuruluşunu gerçekleştirdik.
Bu benim için yalnızca bir derneğin kurulması değil, 1989 yılında başlayan uzun bir yolculuğun yeni bir aşaması.
O yıllarda Hollanda, İsviçre ve Almanya’da Hintli hocalardan Ayurveda ve Doğu felsefeleri üzerine eğitimler aldım. Türkiye’de bu alanda eğitim alan ilk hekim olarak Ayurveda’nın ülkemizde tanınması için yıllardır çalışıyorum. Pançakarma adı verilen geleneksel uygulamaların eğitimini de bu süreçte aldım.
43 yıllık hekimlik hayatım boyunca savunduğum temel bir düşünce var: İnsan sağlığını yalnızca hastalıklar üzerinden değerlendirmemeliyiz. Beslenmesiyle, uykusuyla, ruhsal durumuyla ve yaşam biçimiyle insanı bir bütün olarak ele almalıyız.
Ayurveda’ya duyduğum ilginin temelinde de bu anlayış yatıyor.
AYURVEDA YALNIZCA BİTKİSEL TEDAVİLERDEN İBARET DEĞİL
Ayurveda denildiğinde insanların aklına genellikle bitkisel karışımlar, masajlar veya detoks programları geliyor. Oysa Ayurveda’nın yaklaşımı bunlardan çok daha geniş.
Binlerce yıllık geçmişi bulunan bu geleneksel Hint tıp sistemi, beslenmeden günlük alışkanlıklara, uyku düzeninden zihinsel dengeye kadar yaşamın pek çok alanıyla ilgileniyor.
Ayurveda’da Vata, Pitta ve Kapha olarak adlandırılan üç temel doşa kavramı bulunuyor. Bu kavramlar, geleneksel sistemin insanları bireysel özelliklerine göre değerlendirme biçimini oluşturuyor. Elbette bunları modern tıbbın bilimsel tanı yöntemleriyle karıştırmamak gerekiyor.
Benim bu yaklaşımda özellikle önemsediğim konu, herkesin ihtiyaçlarının farklı olabileceğinin hatırlatılması.
Bir kişiye uygun olan beslenme düzeni veya günlük yaşam alışkanlığı, başka bir kişi için aynı derecede uygun olmayabilir.
İşte bu nedenle sağlıklı yaşamda kişiye özel değerlendirmeye büyük önem veriyorum.
Ayurveda’nın kültürel boyutu da oldukça zengin. Geleneksel mimariden müziğe, kokulardan yaşam alanlarının düzenlenmesine kadar uzanan geniş bir bilgi birikimi var.
Bu birikimin her unsurunun tıbbi etkisinin bilimsel olarak kanıtlandığını söyleyemeyiz. Ancak farklı kültürlerin insan sağlığına ve yaşamına nasıl yaklaştığını anlamak açısından son derece ilgi çekici.
MODERN TIPLA REKABET DEĞİL, BİLİMSEL İŞ BİRLİĞİ
Burada özellikle üzerinde durmak istediğim önemli bir konu var.
Ayurveda’yı modern tıbbın karşısına yerleştirmek doğru değil. Ben bir tıp doktoruyum ve geleneksel uygulamaların modern tıbbın yerine geçmesini değil, bilimsel araştırmalar ışığında değerlendirilmesini önemsiyorum.
Geleneksel bir yöntemin binlerce yıldır kullanılması, tek başına onun her hastalıkta etkili veya herkes için güvenli olduğu anlamına gelmez.
Özellikle bitkisel ürünlerin bilinçsizce kullanılması ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir. Bazı ürünler kullanılan ilaçlarla etkileşime girebilir. Bu nedenle tıbbi uygulamalarda bilimsel kanıtları ve hasta güvenliğini her zaman ön planda tutmalıyız.
Ayurveda’nın koruyucu hekimlik anlayışıyla ilişkili yönlerinin araştırılmasını, sağlıklı yaşam konusunda bilimsel çalışmalar yapılmasını ve bu bilgilerin doğru biçimde aktarılmasını istiyorum.
Yeni kurduğumuz derneğin önemli amaçlarından biri de bu.
TÜRKİYE İLE HİNDİSTAN ARASINDA YENİ BİR KÖPRÜ
Ayurveda Derneğimizin kuruluş sürecinde gerçekten büyük bir emek ortaya konuldu.
Öncelikle Hindistan Başkonsolosluğuna ve kuruluş çalışmalarımızı destekleyen herkese teşekkür etmek istiyorum. Bu süreçte yalnızca kurumsal değil, manevi açıdan da önemli bir destek gördük.
Sevgili Ekin İlyasoğlu’nun katkıları benim için ayrıca değerli. Kendisi hem uzun yıllardır tanıdığım bir dostum hem de Türkiye’de AYURFEST’i düzenleyerek Ayurveda’nın daha geniş kitlelere ulaşması için emek veren önemli bir iş insanı.
Anil Sethi ve Koshlendra Pratap’ın da Türkiye ile Hindistan arasındaki ilişkilerimize ve derneğimizin kuruluşuna sağladıkları katkıları özellikle belirtmek isterim.
Birlikte çok çalıştık. Böyle bir oluşumu hayata geçirmek sanıldığı kadar kolay değil. Ancak aynı düşünceye inanan insanların bir araya gelmesiyle önemli bir başlangıç yaptık.
Kuruluş çalışmalarımıza destek veren Buğra’ya, yoga ve meditasyon alanındaki birikimiyle yanımızda olan Dr. Neslihan’a, kliniğimizden Dr. Ömer Ayçan’a ve beslenme alanındaki çalışmalarıyla katkı sunan diyetisyenimiz Deniz Akmanoğlu’na da teşekkür ediyorum.
Hindistan’daki AYUSH bünyesinde görev yapan deneyimli hekimlerle iş birliği geliştirmeyi hedefliyoruz.
Amacımız, Türkiye’de Ayurveda konusunda daha nitelikli eğitimlerin verilmesine, bilimsel toplantıların düzenlenmesine ve bu alandaki uluslararası bilgi alışverişinin güçlenmesine katkı sağlamak.
2027 YILINDA DAHA BÜYÜK BİR BULUŞMA HEDEFLİYORUZ
Önümüzdeki yıl için de önemli planlarımız var.
2027 yılının ilkbaharında, tercihen İstanbul’da, Ayurveda konusunda kapsamlı bir etkinlik düzenlemek istiyoruz.
Bu etkinliğin yalnızca yoga veya nefes egzersizlerinden oluşmasını değil, Ayurveda’nın geleneksel tıp sistemi olarak bütün yönleriyle ele alınmasını amaçlıyoruz.
Hekimlerimizin, sağlık profesyonellerimizin ve bu alana ilgi duyan insanların doğru bilgiye ulaşabilmesini önemsiyorum.
Derneğimizin ilk döneminde özellikle tıp doktorlarına yönelik bilimsel ve mesleki çalışmalara ağırlık vereceğiz. İlerleyen süreçte diğer sağlık profesyonellerine ve halka yönelik eğitim faaliyetleri de planlıyoruz.
Yıllardır çevrim içi Ayurveda eğitimlerime katılan yüzlerce kişinin de bu yeni oluşumun çalışmalarında yer almasını arzu ediyorum.
İnanıyorum ki uluslararası iş birlikleriyle Türkiye’de bu alanın bilimsel ve mesleki gelişimine katkı sağlayabiliriz.
ANADOLU İLE AYURVEDA’NIN ORTAK NOKTALARI
Ayurveda’nın benim için ilgi çekici yönlerinden biri de Anadolu’nun geleneksel yaşam kültürüyle taşıdığı bazı benzerlikler.
Ölçülü beslenmek, sofradan aşırı doymadan kalkmak, günlük yaşamda belirli bir düzen oluşturmak ve doğayla uyum içinde yaşamak gibi düşünceler bizim kültürümüzde de önemli bir yere sahip.
Yüzyıllar boyunca farklı coğrafyalarda yaşayan toplumlar birbirlerinden etkilenmiş, bilgi ve deneyimlerini paylaşmışlar.
Bugün Ayurveda’yı değerlendirirken bu kültürel birikimi de göz önünde bulundurmak gerektiğini düşünüyorum.
Ancak benim için asıl mesele geçmişteki her uygulamayı sorgulamadan bugüne taşımak değil. Geleneksel bilgiyi bilimsel yöntemlerle incelemek ve insan sağlığına yararlı olabilecek yönlerini ortaya koymak.
Bu nedenle Ayurveda Derneğimizin kuruluşunu yalnızca mesleki bir gelişme olarak değil, aynı zamanda iki ülke arasında sağlık, eğitim ve kültür alanlarında yeni iş birliklerinin başlangıcı olarak görüyorum.
Yıllar önce başlayan bu yolculukta şimdi yeni bir sayfa açıyoruz.
Dileğim, insanlarımızın sağlıklı yaşam konusunda daha bilinçli hale gelmesi, koruyucu hekimliğe daha fazla önem verilmesi ve geleneksel bilgiyle bilimsel çalışmaların birbirini destekleyebileceği bir ortamın gelişmesi.
Bu güzel başlangıçta emeği geçen herkese bir kez daha gönülden teşekkür ediyorum.
Sağlıkla ve sevgiyle kalın.
Dr. Ender Saraç

YORUMLAR