Bir dövmeyi yaptırmak bazen birkaç saatlik bir karar. Ondan vazgeçmek ise aylar, hatta kimi zaman daha uzun süren bir sabır işi.
Yıllar önce çok severek yaptırdığınız bir dövme bugün size ait hissettirmeyebilir. Bir isim artık hayatınızda olmayabilir, gençlikte seçtiğiniz bir figürden sıkılmış olabilirsiniz ya da yalnızca dövmesiz halinizi özlemiş olabilirsiniz. Sebebi ne olursa olsun son yıllarda dövme sildirmek isteyenlerin sayısının ciddi biçimde arttığını gözlemliyorum.
Ve karşıma gelen ilk soru neredeyse hep aynı:
“Kaç seansta tamamen silinir?”
Keşke bunun herkese verebileceğimiz tek bir cevabı olsaydı.
Çünkü dövme silme; dövmenin rengine, kullanılan boyanın içeriğine, pigmentin derideki derinliğine ve yoğunluğuna, dövmenin profesyonel mi amatör mü yapıldığına, bulunduğu bölgeye ve kişinin kendi metabolik yanıtına kadar pek çok değişkene bağlı.
Üstelik burada çok önemli ve çoğu kişinin bilmediği bir detay var: Dövmeyi aslında lazer tek başına silmez.
Lazer enerjisi, deri içerisindeki pigmenti vücudun temizleyebileceği kadar küçük parçalara ayırır. Sonrasında bu parçacıkların uzaklaştırılmasında vücudun kendi bağışıklık sistemi devreye girer. Yani lazer işlemi başlatır; temizliği bedeniniz zaman içerisinde yapar.
İşte tam da bu nedenle dövme silmede benim en çok karşı çıktığım şeylerden biri acele etmektir.
“Biraz daha yüksek enerji verelim, daha çabuk bitsin”, “Seansları biraz sıklaştıralım” düşüncesi kulağa cazip gelebilir. Ama söz konusu deri olduğunda, daha agresif her zaman daha başarılı anlamına gelmez.
Ben dövme silmede başarıyı yalnızca boyanın kaybolmasıyla ölçmüyorum. Dövme gittikten sonra geride nasıl bir cilt kaldığı da sonucun bir parçasıdır.
Çünkü yanlış enerji, yanlış cihaz seçimi, gereğinden sık yapılan uygulamalar veya derinin iyileşmesine fırsat vermemek; yanık, renk değişiklikleri ve iz gibi istenmeyen sonuçlara zemin hazırlayabilir.
Bugün elimizde geçmişe göre çok daha gelişmiş teknolojiler var. Pico lazerler ve Q-Switch lazerler bunların başında geliyor. Ancak burada da “En yeni cihaz en iyisidir ve her dövmeyi o siler” gibi bir denklem yok. Farklı renklerdeki pigmentler farklı dalga boylarına yanıt verir. Siyah bir dövme ile kırmızı, yeşil ya da mavi pigment içeren bir dövmenin yaklaşımı aynı olmayabilir.
Bu yüzden iyi bir dövme silme süreci bence cihazdan önce doğru analizle başlamalı.
Bir başka önemli konu da seans araları. Danışanlarıma bazen “Biraz daha bekleyelim” dediğimde şaşırıyorlar. Çünkü insan doğal olarak bir an önce sonuç görmek istiyor. Oysa ciltte gözle görülür bir değişiklik olmasa bile vücudun pigmenti temizleme süreci devam ediyor olabilir. Cilde iyileşmesi ve vücuda parçalanan pigmentleri uzaklaştırması için zaman tanımak, tedavinin önemli bir parçasıdır.
Üstelik artık sonbahardayız. Güneşin etkisinin azalmaya başladığı, bronzluğun yavaş yavaş geride kaldığı bu dönem; uygun kişilerde lazer uygulamalarını değerlendirmek için yılın daha elverişli zamanlarından biri olabilir. Tabii burada da takvime değil, kişinin cildine bakmak gerekir.
Ben yaklaşık 18 yıldır bu sektörün içindeyim ve teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin değişmeyen bir şey olduğunu düşünüyorum:
Cilde saygı duymadan iyi sonuç alınmaz.
Dövmenizden vazgeçmiş olabilirsiniz. Fikriniz değişmiş olabilir. Hayatınız değişmiş olabilir.
Ama onu silmeye çalışırken sağlıklı cildinizden vazgeçmek zorunda değilsiniz.
Bazen iyi bir sonuç, en hızlı yapılan işlem değil; ne zaman müdahale edeceğini bildiği kadar, ne zaman beklemesi gerektiğini de bilen bir süreçtir.
İsabel Sibel İlgen

YORUMLAR