Yaz bitti. Bronzluk yavaş yavaş gidiyor ama cildimiz yazın izlerini bir süre daha taşımaya devam ediyor.
Ben bunu her sene eylül ayında çok net görüyorum. Danışanlarımın bir kısmı “Lekelerim çok arttı” diyerek geliyor. Bir kısmı cildinin kuruduğunu, matlaştığını söylüyor. Kimisi gözeneklerinden şikâyetçi. Bir de ne olduğunu tam tarif edemeyenler var:
“Cildim bir tuhaf oldu.”
Aslında bazen en doğru tarif bu.
Çünkü yaz boyunca cildimize düşündüğümüzden daha fazla şey oluyor. Güneş, sıcak, deniz, havuz, klima, seyahatler, değişen uyku düzeni… Üstelik herkes yazdan aynı cilt problemiyle dönmüyor. Birinin lekesi artıyor, diğerinin cildi susuz kalıyor. Bir başkasında yağ dengesi bozuluyor, gözenekler doluyor ya da hiç olmayan bir hassasiyet başlıyor.
O nedenle sonbahar geldiğinde benim ilk baktığım şey “Hangi işlemi yapalım?” değil, “Bu cildin şu anda neye ihtiyacı var?” oluyor.
Çünkü sonbaharla birlikte çok sık gördüğüm bir telaş başlıyor.
“Artık güneş bitti, lazerlere başlayabiliriz.”
Hayır, her zaman başlayamayız.
Özellikle yaz boyunca güneş görmüş, nemini kaybetmiş, bariyeri zayıflamış bir cilde sırf mevsimi geldi diye lazer, radyofrekans ya da güçlü bir uygulama yapmak doğru değil. Cilt buna hazır değilse, fayda sağlamaya çalışırken onu daha da yorabiliriz.
Hatta bazen karşımdaki kişinin çok belirgin lekeleri oluyor ve ben bir süre o lekelere hiç dokunmuyorum.
Önce cildi toparlıyorum.
Nemini yerine koyuyorum, gerekiyorsa arındırıyorum, bariyerini güçlendiriyorum. Cildin rengini, dokusunu, damar yapısını, lekenin derinliğini değerlendiriyorum. Sonra ne gerekiyorsa ona geçiyorum.
Çünkü 18 yıldır bu işi yapıyorum ve yıllar içinde en çok inandığım şeylerden biri şu oldu: Ciltte doğru işlem kadar, doğru zaman da önemli.
Bazen en iyi tedavi, hemen tedaviye başlamamaktır.
Sosyal medya maalesef bizi bu konuda biraz sabırsızlaştırdı. Lekeyi görüyoruz, sildirmek istiyoruz. Gözenek görüyoruz, kapansın istiyoruz. Cilt matlaşmışsa hemen parlasın istiyoruz. Ve bütün bunları mümkünse tek seansta istiyoruz.
Ama cilt böyle çalışmıyor.
Cilt yaşayan bir doku. Bir hafızası, toleransı, kendini yenileme kapasitesi var. Üstelik iki kişide aynı görünen lekenin sebebi bile aynı olmayabilir. Hormonlar, kullanılan ilaçlar, güneş alışkanlıkları, genetik yapı, yanlış kozmetik kullanımı, hatta kişinin cildine yıllardır yaptırdığı işlemler bile tabloyu değiştirebilir.
Bu yüzden ben sonbaharı “Hadi işlemlere başlayalım” mevsiminden çok, cildi yeniden okuma zamanı olarak görüyorum.
Şimdi aynaya biraz daha dikkatli bakın.
Sadece lekenize ya da çizginize değil, cildinizin bütününe.
Rengi yaz öncesine göre değişmiş mi? Dokusu sertleşmiş ya da kabalaşmış mı? Makyajınız eskisi gibi oturmuyor mu? Yüzünüzü yıkadıktan sonra geriliyor mu? Daha önce rahatlıkla kullandığınız bir ürün artık kızarıklık veya yanma mı yapıyor?
Bunları önemseyin.
Çünkü cilt aslında bize sürekli bir şeyler anlatıyor. Sorun şu ki biz çoğu zaman onu dinlemek yerine, susturmaya çalışıyoruz.
Oysa iyi bir cilt için her zaman daha fazla işlem gerekmiyor.
Bazen biraz daha doğru bakmak gerekiyor.

YORUMLAR