İşini Sevmenin Memleket Hali
Aramızda belki üniversite yaşamıyla ya da akademik dünyayla hiç ilgisi olmayanlar vardır. Ama bugün size anlatmak istediğim şey sadece bir üniversite ya da unvan değil. Bugün size, yaptığı işe kendini adamanın ve o adanmışlığın yarattığı o güzel dönüşümün hikâyesini aktarmak istiyorum.
Sosyal medya hesaplarından ve basına yansıyan haberlerden yıllardır adım adım takip ettiğim; neredeyse her gün öğrencileri için hayata geçirdiği yeni bir projeyi, attığı yeni bir adımı okuduğum bir ismi paylaşacağım sizinle.
İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Rektörü Prof. Dr. Yusuf Baran’ı…
Kendisini takip ederken insan sadece bir yöneticinin çalışma takvimini izlemiyor; işini severek, inanarak ve kendini adayarak yapan bir insanın, bir kurumu nereden nereye taşıyabileceğine de şahit oluyor.
Bizler bu ülkenin geleceğine inanan, çocuklarının evrensel bir dünyada yetkinlikle yer almasını arzulayan insanlarız. Bir anne babanın çocuğunu emanet ettiği bir üniversiteden beklentisi aslında çok açık. O genç yalnızca bir diploma almasın; kendini tanısın, potansiyelini keşfetsin, dünyayı okuyabilsin ve hayatının en güçlü hâliyle mezun olsun. Dünyanın neresinde olursa olsun kendine güvenerek yürüyebilsin, önüne çıkan fırsatları görebilsin.
İşte bir üniversiteyi yönetmek biraz da böyle bir sorumluluğu omuzlamak demek. Kendisine emanet edilen bir gencin potansiyelini keşfetmesini sağlamak, onu gelebileceği en üst seviyeye taşımak ve oradan kendi hayatının en nitelikli hâliyle çıkmasına rehberlik edebilmek…
Rektör Prof. Dr. Yusuf Baran’ın ve arkasındaki kıymetli akademik ekibin yıllardır sergilediği çabada öne çıkan şey de tam olarak bu tutku.
Derse girmeden önce öğrencilere dağıtılan taze meyveler…
Gece kütüphanede çalışan gençlere dağıtılan sıcak çorbalar…
Öğrencinin barınma kaygısını kendi kaygısı bilip gece gündüz çözüm arayan bir yaklaşım…
Bir sandalyenin rengini bile öğrencilerine soracak kadar samimi bir hürmet…
Ve bir de bu büyük yerleşkede, yıllardır kampüsü paylaştıkları can dostları var. Günlük yaşamın doğal bir parçası olmuş, öğrencilerin ve çalışanların hayatına karışmış bu can dostlarına gösterilen samimi sahiplenme duygusu ise gerçekten takdire şayan…
Bunlar vitrin süsü değil; yıllardır her gün okuduğumuz, gördüğümüz bir adanmışlığın gündelik hayattaki küçük ama çok derin tezahürleri.
Bütün bu çabanın öğrencilerinde bıraktığı iz ise ayrıca güzel. Prof. Dr. Yusuf Baran, öğrencilerin değerlendirmeleriyle verilen ÜniAR Rektör Performansı Altın Ödülü’nü üst üste dört kez aldı. 2025 yılında 3 binden fazla öğrenci ve öğretmenin oylarıyla “En İlham Veren Eğitimci Lider” seçildi. İYTE ise öğrenci memnuniyetinde üst üste Türkiye birincisi oldu.
Ancak bu adanmışlığın beni en çok duygulandıran ve bir memleket sevdası olarak gördüğüm çok daha büyük bir boyutu var:
Tersine Beyin Göçü
Dünyanın en saygın üniversitelerinde yetişsin, evrensel bilgiyle donansın diye yurt dışına gönderdiği mezunları; kurulan o güçlü bilim ekosistemi sayesinde birer “akademisyen” olarak yeniden kendi okullarına dönüyor. Dün, o sıralarda yetişen gençler, bugün dünyada kazandıkları vizyonla aynı sınıflarda ders veriyor; kendilerinden sonraki kuşakların elinden tutup, onları geleceğe hazırlıyor.
Ülkesinin yetişmiş insan gücünü kaybetmek yerine, yeniden kendi geleceğine kazandırmak… Bundan daha kıymetli bir memleket meselesi olabilir mi?
İşte bu yüzden İYTE, bugün sadece öğrenci memnuniyetinde birinci olmakla kalmıyor; bilimsel projelerde, teknoloji girişimlerinde ve dünya ölçeğindeki başarılarda adından söz ettirdiğini sıkça görüyorum.
Çünkü işin içinde zorunluluk değil, adanmışlık var. Sadece bir makamı idare etmek değil; tüm ekibiyle birlikte o makama ruhunu, gönlünü ve vizyonunu koyabilmek var.
Nitekim rektörümüz de bir röportajında bu çalışma anlayışını şöyle ifade ediyor: “Benim mutluluk kaynağım; insanların hayatına dokunabilmek, fark yaratmak, iz bırakmak ve eser yaratmak…”
Ortaya konan tablo da bu anlayışın somut bir sonucu. Öğrenciye sunulan imkânlarda da, kampüsteki yaşam alanlarında da, yurt dışından dönen akademisyenlerde de aynı ruhun izi var: Planlı bir çalışma, kurumsal bir özen ve işini düzgün yapma gayreti.
Ben bugün size yıllardır uzaktan, gururla ve gıptayla takip ettiğim bir adanmışlığın sadece birkaç küçük karesini aktardım. Oysa İYTE’nin anlatılacak o kadar çok başarı hikâyesi var ki… Bu kurumla çok gurur duyuyorum.
Yaptığı işi her gün ileri taşıyan, gençlerini el üstünde tutan insanların varlığı, bu ülkenin geleceğine olan inancını tazeliyor.
Vatanını seven, görevini iyi yapanlarımız çok olsun…

Eline emeğine sağlık
Güzel bir makale Eline emeğine sağlık
İyi şeyleri örnek olsun diye yazmak yaymak da bir iyiliktir. Kimseye ne yapacağını söylerseniz sizi kale almaz ama örnekleme en iyi ispattır. Sizde bunu görüp yazabilmişsiniz. Takdir edilmek sizin de hakkınız.
Teşekkür ederim çok naziksiniz.
Öğrencilerin Yusuf Babası. İyte de çok büyük emeği vardır. İyte tarihine geçmiş desek yeridir. Teşekkürler Evrim İçer
Evrim hn, gerçekten emeği çok güzel ifade etmişsiniz. Yusuf hocayı da ayrıca tebrik ederim.
Nahif yorumunuz için teşekkür ederim.
Ben Ramazan Dağ. Batmanlıyım ve uluslararası gemi kaptanıyım.
Bazen bana, “Batman’dan buralara nasıl geldin, nasıl başardın?” diye soruyorlar. Evet, kolay olmadı. Zor, uzun ve zaman zaman yorucu bir süreçten geçtim. Ancak insanın yoluna ışık tutan, kendisine örnek aldığı bir idolü olduğunda, aşılması gereken zorluklar bile zamanla birer keyifli mücadeleye dönüşüyor.
Benim için bu isim Yusuf Baran.
Yusuf Baran’ı sadece tanımak bile hayatını güzelleştiren, yoluna yön veren benim gibi birçok genç olduğuna inanıyorum. Bize kattıkları, verdiği ilham ve örnek kişiliği için kendisine minnettarım.
Bazı insanlar sadece kendi hayatlarına değil, dokundukları insanların hayatlarına da değer katarlar.
İyi ki Yusuf Baran’ı tanımışım.
Satırlarınızı boğazım düğümlenerek okudum Ramazan Bey. Sergilediğiniz bu vefa ve ilham veren başarınız bana tarifsiz bir duygu yaşattı. Yazıma bu güzel hikayenizle dokunduğunuz için sonsuz teşekkürler. Rüzgarınız daima kolayınıza olsun
Hocamız bu ülkenin yüz akı olmuş. Model alınmasını diliyorum. Ayrıca dile getirdiğiniz için teşekkür ediyorum
Bir koşan dostun.
Seni tanımak büyük bir onurdur.
Seninle çalışmak apayrı bir heyecandır.
Ne mutlu iyte’yle tanıyanlar.
Bir akademisyen anca böyle olmalıdır.