NETFLIX TÜRKIYE’NIN 10 YILI: LISTELERDE VARIZ AMA NEDEN ‘FENOMEN’ OLAMADIK?
Netflix’in Türkiye pazarına girişinin üzerinden tam on yıl geçti.
Dönüp geriye baktığımızda sormamız gereken tek bir soru var: Ortada devasa bir başarı mı var, yoksa yaldızlı bir hayal kırıklığı mı?
Rakamların şehvetine kapılırsanız her şey kusursuz.
Zeytin Ağacı, Şahmaran ve Terzi gibi işler milyonlarca saat izlendi, global listelerde haftalarca kaldı.
Yöneticilerin sunum dosyalarında, kağıt üzerinde her şey harika.
Ama gelin sokağa bakalım.
Netflix; İspanya’dan bir La Casa de Papel, Güney Kore’den bir Squid Game çıkarıp tüm dünyayı salladı.
Sokaklara, modaya ve protestolara sızan küresel ‘fenomenler‘ yarattı.
Peki, bizden on yıl içinde böyle bir ‘dünya starı’ çıkabildi mi?
Koca bir hayır.
İşin acı tarafı, biz bunu geçmişte başarmış bir ülkeyiz.
Ortada devasa algoritmalar yokken; Muhteşem Yüzyıl, Ezel veya Kara Para Aşk gibi dizilerimiz Orta Doğu’dan Latin Amerika’ya kadar kültürel bir fırtına kopardı.
Bebeklere bizim isimlerimiz verildi, kültürümüze devasa bir merak uyandı.
Peki, arkasına 190 ülkeye tek tuşla ulaşma gücünü alan Netflix, neden geleneksel televizyonlarımızın yıllar önce yarattığı o sarsıntıyı yaratamadı?
Cevap çok net: ‘Evrensel’ olmaya çalışırken ‘yerel’ ruhumuzu kaybettik.
Algoritmaların beklentilerine uygun, dünyanın her yerinde kolayca tüketilecek şık ama ruhsuz şablonlar üretirken, bizi biz yapan o sahici duyguyu törpüledik.
Hep aynı yapımcılar, aynı senaristler ve aynı oyuncularla bu işin dönmeyeceği, geride kalan 10 yıldaki başarısızlıkla ortaya çıktı.
Devasa bütçeleri eşe dosta dağıtma mantığı, Netflix Türkiye’nin 10 yıl sonunda listelere zar zor girse de neden bir fenomen yaratamadığını açıkça gösterdi.
Ortaya, ambalajı kusursuz ama damağımızda tat bırakmayan fast-food üretimler çıktı.
Bugün ‘Netflix Türkiye başarılı mı?‘ sorusunun cevabı matematiksel olarak evet.
Ama kültürel bir iz, sokağa inen bir efsane yaratabilmiş midir derseniz; maalesef hayır.
Kendi hikayeni algoritmalara teslim ettiğinde belki milyonlarca saat izleniyorsun ama kimsenin kalbinde bir fenomene dönüşemiyorsun.

***
AYDIN DOĞAN VAKFI ÖDÜLÜ SADECE SELDA BAĞCAN’A DEĞIL, TÜRK KADINININ MÜCADELESINE VERILIYOR
Sanatçı olmak…
İnsan, kadın, ağaç, kuş ya da kedi olmak…
Aslında hepsi doğanın bir parçasıdır.
Hepimiz aynı gökyüzünün altında nefes alır, aynı yıldız tozunu içimizde taşırız.
İnsan da bu nöbetin bir parçasıdır; doğar, büyür, çabalar.
Emeğine duyduğu saygıyla gün gelir, gelecek nesillere örnek adımlar atar.
Kimisi karanlığa güneş gibi doğar, Cumhuriyet’i kurup kadına o özgürlük yolunu açar…
O kadınlar da gazeteci, yazar, öğretmen, pilot, sanatçı ve Selda Bağcan olur…
Atatürk’ün açtığı aydınlık yolda, onun idealindeki örnek kadın olarak yürürler.
Evet, Selda Bağcan!
Bu güzel ülkede mücadelenin simgesidir o.
Cezaevine girer, yasaklanır ama yılmaz; şarkılarıyla önce memleketine, sonra tüm dünyaya sesini duyurur.
Aşık Veysel’e, Pir Sultan’a, Mahzuni’ye, Yunus Emre’ye nefes olur.
Doğaya, gence, insana duyarlı; elindeki sevgiyi ve bilgiyi hep paylaşan yüce bir ‘İNSAN’dır.
Bu satırları neden mi yazdım?
Aydın Doğan Vakfı’nın bu yıl 29’uncusunu vereceği ödüle Selda Bağcan’ı layık görmesi vesilesiyle…
Türkiye, belki de tarihinin en ağır toplumsal buhranlarından geçiyor.
Çocuğa, kadına, hayvana ve doğaya yönelik şiddet hepimizin nefesini keserken; Cumhuriyet’in örnek sanatçısına verilen bu ödül, aslında özgür kadınlarımızın bağımsızlık mücadelesine verilmiş bir selamdır.
Çünkü o; gençlerin eğitimine omuz veren, sokak hayvanlarına kol kanat geren, toplumu her daim kucaklayandır.
Ve o, bu ödülü sadece kendi adına değil; yıllar boyunca meydanlarda şarkılarına koro olan milyonlarla beraber almaktadır.
Sen, hayata karşı var olan Türk kadınının simgesisin Selda Bağcan.
Selda Bağcan ve kedisi – İstanbul
***
SAHNEDEKI 22 YÜZ VE BIR EVLILIĞIN ANATOMISI: DEĞIŞIM / DÖNÜŞÜM
Alman yönetmen Thomas Ostermeier’in Türkiye’de yönettiği ilk oyun olan “Değişim / Dönüşüm”, Zorlu PSM’de tiyatroseverlerle buluştu.
Oyunun galası tam bir ünlü akınına uğradı; kim kiminle geldi, ne giydi, ne dedi gibi magazin detayları öne çıkınca o muazzam performans ne yazık ki biraz gölgede kaldı.
Ben ise bunun tam aksine, merceği doğrudan sahneye çevirmek istiyorum; zira karşımızda muhteşem bir oyunculukla sergilenen, seyir zevki çok yüksek bir iş var.
Maja Zade’nin kaleme aldığı bu eser, görünürde bir çiftin hayat yolculuğuna odaklanırken, arka planda hırslar, toplumsal beklentiler ve modern yaşamın dayattığı ahlaki tavizleri sorguluyor.
Evlilik ve güç dengeleri üzerinden seyirciyi derin bir vicdan hesaplaşmasına çeken oyunda, başrolleri paylaşan Timuçin Esen ve Funda Eryiğit tam 22 farklı karaktere hayat veriyor. İkili, çiftin hem kendi iç çatışmalarını hem de hayatlarına giren diğer insanları canlandırarak, insanın idealleri ile kişisel dönüşümü arasındaki o amansız savaşı çarpıcı ve net bir dille sahneye taşıyor.

***
MURAT TOSYALI’NIN SERGİSİ AÇILDI
Geçenlerde Cihangir’de ressam Murat Tosyalı’nın “Annemin Çiçekleri” adlı resim sergisinin açılışı vardı.
İnanılmaz bir açılış oldu; İstanbullu sanatseverler büyük ilgi gösterdi.
Eserler müthiş güzel…
Ben de açılışta yerimi aldım ve uzun zamandır görmediğim dostlarla buluşup hasret giderdim. Murat’ın sergisi 7 Aralık tarihine kadar Sıraselviler Caddesi üzerindeki ArtCrowds İstanbul’da devam ediyor.
Kaçırmamanız gereken bir sergi.
Samer Güneç, ben :), Murat Tosyalı ve Tuna Acar
***
KİMİ NEREDE GÖRDÜM?
- İPEK ERDEM: Yakın zamanda ATV’de yayına girmesi beklenen Hamal dizisinin kadrosunda yer alan oyuncu İpek Erdem’i, Nişantaşı’nda Remi Kafe’de omlet yerken gördüm. Saç rengini değiştiren ünlü oyuncunun yanında sadece su içen kişi ise “BENDİM”!
- HAKAN PEKER: Yıllara meydan okuyan, sahnelerin sevilen ismi Hakan Peker’i ise Cihangir’de Murat Tosyalı’nın resim sergisinin açılışında gördüm. Yaşsız bir insan olduğunu söylemek isterim. Bildim bileli hep aynı, maşallah!
- SAMET GÜNEÇ: Cihangir semtinin sevilen simalarından Samet Güneç, motosiklet tutkusuna Harley-Davidson’ı da eklemiş. Artık Vespa’sının yanında yeni makinesi de var. Samet’i geçenlerde Sarıyer’de motorcuların partisinde bu yeni makinesiyle gördüm.
- ENGİNCAN TURA: Acun Medya bünyesindeki “Kime Güveneceğiz” adlı yarışma programının sunucusu, eski Survivor yarışmacısı Engincan Tura’yı Soho House’ta gördüm. Engincan, Soho House’un üyesiymiş ve spora da oraya gidiyormuş; çok da memnun olduğunu söyledi.
- LEYLA TONYA: Salon Mode bünyesinde kaş, makyaj ve kalıcı makyaj alanlarında hizmet veren sosyal medya fenomeni Leyla Tonya’yı geçenlerde Trump Alışveriş Merkezi’nde Süt Kardeşler adlı tiyatro oyununda gördüm. Oyun boyunca bolca güldü ve eğlendi.
- TUBA TERZİLER: İstanbul’un sevilen isimlerinden Tuba Terziler’i İstanbul Havalimanı’nda gördüm. Son günlerde yaptığı podcast’lerle adından sıkça söz ettiren Tuba, hafta sonu hava değişikliği için İtalya’ya gidiyormuş.
- ÖZLEM HIZIR: Çeşme Paşalimanı Plajı’nın işletmecisi Özlem Hızır’ı, Cihangir’deki Pürtelaş Ocakbaşı’nda gördüm. Yakın arkadaşı Neslihan ile hasret gideriyordu. Tüm yaz sezonunu Çeşme’de geçiren Özlem, kış sezonunda İstanbul’un tadını çıkaracakmış.

***
TÜRKİYE GAZETECİLER CEMİYETİ’NDE ÖDÜL TÖRENİ
Türk basınının önde gelen kalemlerinden ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti önceki başkanlarından Burhan Felek adına düzenlenen Basın Hizmet Ödülleri törenle sahiplerini buldu.
Çok değerli gazeteci büyüklerim ve hocalarım bu önemli ödüle layık görüldü.
İçlerinden biri de benim Hürriyet Gazetesi’nden şefim Mustafa Bağdiken’di.
Mustafa Abi’yle uzun yıllar birlikte çalıştık; Hürriyet Gazetesi, Hürriyet Haber Ajansı ve grup bünyesindeki tüm gazetelere haberler yaptık.
Gazetecilik mesleğinde Mustafa Bağdiken’in üzerimde emeği büyüktür.
Ödül alan bir diğer isim olan Ayhan Temizsoy ise Anadolu Ajansı’ndan değerli bir büyüğümdür.
Ayhan Abi ile aynı kurumda çalışmadık ancak sahada, haber peşinde omuz omuza çok görev yaptık.
Mustafa Bağdiken ve Vahap Munyar
****
MEKAN TAVSİYESİ: İş Mekan Nişantaşı
Bu hafta size mekan olarak, Nişantaşı Rumeli Caddesi üzerinde İş Bankası bünyesinde faaliyet gösteren İş Mekan’ın içindeki kafeyi tavsiye ediyorum.
Kafenin sorumlusu Murat Erdoğan, gelen konukların kahvesini bizzat kendisi hazırlıyor. Geçenlerde gittim ve kitapların arasında kahvemi içtim; gerçekten çok iyi ve lezzetliydi.
Murat, kahve konusunda İstanbul’da çok iyi bir seviyede.
Olur da bir gün kahve ve barista eğitimi verirse, işi gücü bırakıp hemen katılacağım.
Kahvenin yanında sunulan sağlıklı atıştırmalıklar da çok lezzetli.
Yolu Nişantaşı’na düşenlerin buraya mutlaka uğramasını tavsiye ederim.

***
Nükhet Duru’dan Hayata Bir Davet: “Hayat Bi’ Gün”
Türk popunun zamansız yıldızı, hepimizin sevdiği adıyla “Nünü“sü Nükhet Duru, içimizi kıpır kıpır yapacak yeni teklisi “Hayat Bi’ Gün” ile karşımızda.
DokuzSekiz Müzik etiketli bu şarkı, dinleyiciyi tam anlamıyla “anı yaşamaya” ve hayatın tadını çıkarmaya davet ediyor.
Bu projede söz ve müziğin sahibi Murat Güneş’in başarısının özellikle altını çizmek şart. Güneş, kaleme aldığı sözler ve yakaladığı akılda kalıcı melodilerle son dönemin en güçlü müzik mimarlarından biri olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.
Onun bu sihirli dokunuşu, Erhan Bayrak’ın dinamik düzenlemesiyle birleşince ortaya Nünü’nün o şahane yorumuna çok yakışan taptaze bir iş çıkmış.


YORUMLAR