Yaşasın Cumhuriyet
Gazi Mustafa Kemal Paşa, Afyon-Uşak hattında dumanı tüten bir harabenin önünde durur.
Yıkık bir kerpiç duvarın dibinde, üstü başı is içinde titreyen bir çocuk ilişir gözüne.
Adı Ali’dir.
Ne anası kalmıştır ne babası.
Gözlerinde; Yemen’de, Galiçya’da yitip giden yüz binlerce Anadolu evladının derin tevekkülü vardır.
Paşa diz çöker.
Çocuğun çamurlu ellerini avuçlarına alıp gözlerinin ta içine bakar:
“Korkma çocuk,” der.
“Ağlama. Bak, bitti. Bundan sonra yalnız değilsin.”
Ali o gün karşısındaki mavi gözlü paşanın kim olduğunu tam bilemez.
Bildiği tek şey; köylerine her geldiğinde babaları, ağabeyleri alıp cepheye götüren o korkutucu üniformaların içinde ilk defa şefkatli bir kalp gördüğüdür.
Oysa o an orada yaşanan çok daha büyük bir tarihsel kırılmadır:
Asırlar boyu Anadolu’nun kapısını sadece asker toplamak ve yük vurmak için çalan devlet, ilk defa kimsesiz bir çocuğun önünde diz çökmüş, onu bir “kul” değil, bir “insan” olarak bağrına basmıştır.
Aradan yıllar geçer.
1930’ların Ankara’sında, Ziraat Mektebi’nin laboratuvarında genç bir mühendis mikroskobun başındadır.
Masasında Anadolu toprağının verim haritaları duran bu genç; devrimin yurt dışına “birer kıvılcım olarak gönderip, alev olarak geri aldığı” o kimsesiz Ali’dir.
İşte Cumhuriyet’in öncesi ile vadettiği hakikat arasındaki büyük uçurum buradadır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün asıl büyüklüğü askeri dehasında değil; kazanılan zaferi millete armağan edebilme erdemindedir.
O, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyerek, zenginin mülkü sayılan toprağı asıl sahibine, halka teslim etmiştir.
İmparatorluğun küllerinden, sırtında gocuğuyla tezek yakan bir halkı alıp meclis kürsülerine, amfilere ve çağdaş dünyanın sahnesine taşımak, eşsiz bir devrimcinin vizyonudur.
Atatürk’ün yaktığı o ışık; harabelerin içinden mühendisler, doktorlar, öğretmenler çıkaran sarsılmaz Cumhuriyet inadıdır.
Cumhuriyetimizin kuruluşunun 103. yılını işte bu inançla, gençlerin gözünde çakan o aydınlanma ateşiyle kutladık.
Doğum günün kutlu olsun Türkiye’m.
***
Süt Kardeşlere gidin, çok güleceksiniz
Size reçetesiz, yan etkisiz, üstelik kahkaha garantili bir şifa tavsiyem var: Süheyl & Behzat Uygur Tiyatrosu’nun sahnede harikalar yarattığı efsanevi “Süt Kardeşler” oyunu.
İki bahriyeli askerin izin kâğıtlarını kasten değiştirmesiyle başlayan o tanıdık karmaşa, Bahriyeli Komutan Gazanfer’in devreye girmesiyle katlanarak büyüyor ve tam bir geleneksel Türk tiyatrosu ziyafetine dönüşüyor.
Süt Kardeşler, bir tiyatro klasiğinin güncel bir yorumla nasıl ilk günkü kadar canlı kalabildiğinin en güzel kanıtı.
Eğer kendinize bir iyilik yapmak ve dertleri salonun kapısında bırakıp doya doya gülmek istiyorsanız, bu eşsiz komediyi mutlaka izleyin.

***
29 Ekim’de Doğan Bir Usta: Tanju Cılızoğlu
Geçtiğimiz perşembe, 29 Ekim, Cumhuriyet coşkusunun yanında ustamız gazeteci Tanju Cılızoğlu’nun da doğum günüydü.
Kalemini asla bir süs gibi kullanmayan, her satırına emek ve okura saygıyı ilmek ilmek işleyen bu büyük gazeteci, o zamana direnen kitaplarıyla kütüphanelerimizde yaşamaya devam ediyor.
Benim için o, Türk basınının bir mihenk taşı olmaktan öte, meslek hayatımın son on beş yılına yön veren benzersiz bir hocaydı.
Doğru kelimeyi bulmayı, cümleyi sadeleştirmeyi ve gazeteciliğin bir ayrıcalık değil, ağır bir sorumluluk olduğunu ondan öğrendim.
Zira o, ders vererek değil, gazeteciliğin yaşayarak öğrenilmesini savunurdu.
“İyi ki doğdun” Tanju Cılızoğlu.
Ruhun şad olsun.

***
Hakan Dedeler’den yeni çalışma
Ses ve tanbur sanatçısı Hakan Dedeler, sevilen Rumeli türküsü “Şemsiyemin Ucu Kare“yi yalın bir düzenlemeyle yeniden yorumladı.
Barok Records etiketiyle tüm dijital platformlarda yayınlanan eserde, Dedeler’in vokaline ve usta işi tanburuna, Kemal Onur Tuzlacı‘nın klasik gitar ve kemençesi eşlik ediyor.
Geleneksel melodileri abartıdan uzak, duru bir müzikal dille dinlemek isteyenler için oldukça keyifli bir alternatif.

***
Burcu Perçin’in “Beyond the Visible” sergisi
Sanatçı Burcu Perçin’in “Beyond the Visible” adlı sergisi sanatseverlere kapılarını açtı.
Benim de açılışına katılarak büyük keyif aldığım bu etkileyici serginin ardından; ressam Murat Tosyalı, iş insanı Mehmet Duman ve Sanat Atak kurucusu gazeteci Ayşegül Sönmez ile Cihangir 22’de buluşup sergiyi kutladık.
Doğanın ustalıkla yorumlandığı bu eserleri, 8 Kasım’a kadar 12:00 ile 19:00 saatleri arasında Akaretler Sıraevler’de (C-26 A) ziyaret edebilirsiniz.

***
Ara Güler – Master of Leica” sergisi 4 Kasim’da açılıyor.
Usta fotoğrafçı Ara Güler’in kariyeri boyunca Leica Camera ile kurduğu ilişkiye odaklanan “Ara Güler – Master of Leica” sergisi sanatseverlerle buluşuyor.
Serginin açılış daveti, 3 Kasım Salı günü saat 18.30’da Şişli’deki Bomontiada‘da yer alan Ara Güler Müzesi’nde gerçekleştirilecek.
Leica Camera AG’nin içerik katkılarıyla Ara Güler Arşiv ve Araştırma Merkezi tarafından hazırlanan “Ara Güler – Master of Leica”, 4 Kasım 2026 ile 18 Nisan 2027 tarihleri arasında Ara Güler Müzesi’nde ziyaret edilebilecek.

***
Bari Sokaklarında Bir İstanbul Sofrası
Dünyanın herhangi bir yerinde Tarkan’ın “Şıkıdım” şarkısı çaldığında hissettiğimiz o evrensel gururu, bir Türk şefin yurt dışında mutfağımızı hakkıyla temsil etmesinde de hissediyorum.
İstanbul, Marmaris, Bodrum Yalıkavak ve Londra’daki çalışmalarından yakından tanıdığım şef dostum Görkem Öztopal, İtalya’nın Bari kentinde tam da böyle bir gastronomi köprüsü kurdu.
Via Matteo Renato Imbriani, 78 adresinde açılan “La Vineria Yildiz”, “Istanbul ha un tavolo a Bari” (İstanbul’un Bari’de bir masası var) mottosuyla niyetini çok net ortaya koyuyor.
Geleneksel Türk mutfağını İtalya’nın kalbine taşıyan bu adres; hünkar beğendi, ciğer, kısır, mantı ve baklava gibi başyapıtlarımızla adeta bir lezzet elçiliği üstleniyor.
Makarnanın anavatanında kendi mantımızı, İtalyan damaklarına hünkar beğendiyi kabul ettirmek; sadece ticari bir girişim değil, Görkem’in başarıyla icra ettiği bir yemek sanatıdır.
Yolu İtalya’ya düşenler, İstanbul’un Bari’deki bu lezzetli masasına mutlaka uğramalı.

***
Ankara’da 90’lar Rüzgârı
Bugünün ritminden uzaklaşıp Türk popunun en samimi, kasetleri kalemle sardığımız o telaşsız yıllarına dönmek isteyenler için Ankara’da harika bir müzik molası var.
Hafızalarımıza kazınan ritimleri ve aşk şarkılarını aynı sahnede buluşturan “Şimdi 90’lar” konseri, dönemin simge isimleri Jale, Sibel Alaş ve Erdal Çelik’i bir araya getiriyor.
1 Aralık Salı akşamı saat 20.00’de CSO Ada Ankara’da yer alan Ziraat Bankası Ana Salon’da gerçekleşecek bu özel gecede, sanatçılara sahnede Angora Orkestrası eşlik edecek. “Üzülme”, “Adam” ve “Canımın İstanbul Köşesi” gibi ezbere bildiğimiz şarkıları dev bir koroyla hep bir ağızdan söyleyerek o eski coşkulu ruhu canlı canlı yaşamak isterseniz, bu müzikal nostalji şölenine ajandanızda mutlaka yer açın.


Her zaman ki gibi çok güzel yazıların… Kaleminize sağlık
Yine kalemine, bilgine ve duyarlılığına hayran bıraktın.
“Yine kalemine, bilgine ve duyarlılığına hayran bıraktın.
Cumhuriyet, umudun ve yeniden doğuşun adıdır. Sonsuza dek yaşasın Cumhuriyet!
Değerli kardeşim, ellerine kollarına, kalemine sağlık olsun
İyi ki varsın
Süpersin Volkan❤️m emeğine,yüreğine sağlık.Tanju abimizin doğumgününü hatırlaman ne incelik,ruhu şad olsun.